Google’da ilk çıkan linkteki sorulardan sınav yapan ve “benim sosyal hayatım var vallahi, sizinle mi uğraşacağım hahahahayyt” diyen bir hocamız var.
O da bizden biri. En azından dürüstlüğüne 10 puan vermek lazım.
Üstümde hayvan gibi bir umursamazlık var. Ya o kadar umursamıyorum ki umursamadığımı bile umursamıyorum.
Kalmış geometri sınavına bir gün, ben hala internetten ışın kılıcı araştırıyorum. Hayır, nereye güveniyorum onu da bilmiyorum ki. İlk notum 30. Hocanınn lakabı kasap. 20 soru varmış. Sınavda ağlamayın demiş. 1. sınavdan beri işlenen konular dağ gibi birikmiş. Hala neyin peşindeyim!? NE YAPIYORSUN OLUM SEN.
Neyse ya, amaaaaaan. Zaten son sınav. Yapacak bir şey de yok :)))) Hayat çok kısa, günü yaşamak lazım, 3 saniye sonra hık diye ölmeyeceğin ne malum? Kalkın bir halay falan çekelim. Artık ulaştığım nokta burası işte. Öyle bir beyin yumuşaması.
Haftasonu Star Wars’u bitirdim. Olması pek mümkün olmayan hayallerime bir şey daha eklendi. Bravo.
Ooo yeni mi izledin, çok iyidir yaaa’cılar fırtlamasın hemen.
AMA ÇOK İYİYDİ YA HAHSDFFKJDASDAF.
böyle şeylere ne yazacağımı bilemiyorum ama sağol. 1 yıl önce attığım bir sürü salakça postum var jasjkşfsdjdşhlkgh, bu onlarla bir çeşit dalga geçiş yöntemiyse diye de şüphe etmedim değil.
Pes edeceğin günü bekliyorum….
Her şey bir kaç karalamayla başladı. Zamanla geyikler, sevdiğimiz diziler, sözler, tiplemeler derken duvar karalamalarla doldu. Daha sonra çok zeki olduğuna inanan bir almanca hocası förtleyip “bu böyle olmaz, bu okul bıdı bıdısı, silin bunları, hemen çabuk lölölölö” demeye başladı. Bir süre kıçımıza takmadık. Ancak her seferinde konuşmaya devam etti. En son, resim dersinde çizdiğimiz resimleri karalamaların üzerinde astık. Bu sefer de kenardan görünen kısımları silmemizi istedi. Gergin bir konuşmadan sonra gelip kendi sildi ve konuyu “üniversitede kapıyı kapatırlar, yakılırsınız, bizim nesil kitaplarını bile karalamaz”a kadar getirdi, oraya nasıl geldik hatırlamıyorum. Karanlık bir süreç.
Sonra duvara bir kaç şey daha astık ve en son çekilmiş fotoğrafı aşağıdaki gibiydi;
Daha sonra, sıradan bir pazartesi sabahı okula geldik ve hiçbiri yoktu. Duvar bomboştu. Bütün bu özenle çizdiğimiz, yazdığımız, günlerimize ve bize ait olan, mutluluk veren ve okulda yaşam olduğuna dair tek kanıt olan duvarımızdakileri yırtıp atmışlardı. Sınav mı varmış, müfettiş mi gelecekmiş, o tarz bir şey. Tamam çıkarın ama neden hepsini çöpe attınız!? BUNU BANA BİR AÇIKLAR MISINIZ. Belli ki, özenle yapıştırmışız. BARİ ÇÖPE ATMASAYDINIZ.
Bir süre daha bir şey asmadıktan sonra tekrardan doldurmaya başladık (sanırım eski duvarın yasını tutuyorduk ve yeni bir duvara hazır değildik hahjkldhg). Yine de eski duvarımızdaki gibi olmadı. Oradaki yazılar, geyikler başkaydı :’(
Şu anki duvarımız da böyle;

Gördüğünüz gibi bu seferki çalışmalarımız daha küçük bir alan kaplıyor. Eskisi gibi değil. İlk fotoğrafın ne kadar uzaktan çekilişine bakın ve boyutları karşılaştırın. Üzülüyorum lan.
Ayrıca bugün çok sevdiğimiz felsefe hocamız duvarımıza bakarken, “aa doctor who, hiç kaçırmam, çok güzeldir” diye bir cümle kurdu. Oradaki tardis’i tanıdı! Ehehe. Arkadaşlarım ve ben “AAA HOCAM İZLİYOR MUSUNUZ HİHİHİHİ AMAN TANRIM ÇOK GÜZEL” diye sevindik. Güzel bir andı. Hala seviniyorum hahslkşdjsalh.
Merhaba buraya kadar okuyan insan. Esen kal.
Bugün güzel bir gündü.
Avengers’a gittik. Oh lala beatrice yedim, kendisini anlatmak bana düşmez ancak yine de anlatacağım; çikolata içinde yüzen çilek, muz ve yumuşacık kek parçalarından oluşan, üstüne krem şanti konulmuş MUHTEŞEM bir tatlı. Tabağı yalama isteği uyandırıyor.
Sonra kitapçıydı, pasajdı, dolandık durduk.
Avengers’tan sonra; gaza geldim ve içimde kocaman bir süper kahraman olup dünyayı kurtarma isteği oluştu. Tuvalette arkadaşlarımla dövüşüyormuş gibi yapacak kadar kocaman.
Hulk’ın Loki’nin “ben tanrıyım ve hepinizden üstünüm” diye başlayan konuşmasını kesip onu bir sağa bir sola savurmasına baya güldüm. Alın bu da gif’i;
Daha ayrıntılı görmek istiyorsanız şu gif set’e bakın: tık.
Hayatımızda bir aksiyon yaşansın istiyorum, ne bileyim uzaylı istilası falan. Şöyle yıllardır filmlerde gördüğümüz, dünya çapında heyecanla yaşanan olayları anlatan muhabirleri izleyelim. Televizyondan acil durum yayınları yapılsın.
Sonra bir anda süper kahramanlar, zaman lordları, zaman ajanları ortaya çıksın ve bizi kurtarsınlar. Ben de süper güçleri olduğunu bilmeyen sivil bir vatandaş olarak takımda yer alayım.
Komik ama zekice diyaloglardan ve heyecanlı dövüş sahnelerinden sonra arkada çalan güzel bir şarkı eşliğinde, havalı havalı yürüyeyim. Benim dövüş sahnelerime tanık olmuş insanlar muhabirlere “çok heyecanlıydı, aman tanrııım” tadında demeçler versinler.
Eğer bugün okula gitseydik iron man’in laflarına güldüğümüz saatlerde coğrafya işliyor olacaktık. COĞ. RAF. YA.
Dışarıda akıp giden bir hayat varken okula tıkılmak insanın hayata karşı bakışını değiştiriyor. Sinirli bir insana dönüşüyorsun ve önüne gelen bir çok şeye “of neden yeter artık amına koyayım” diye bakmaya başlıyorsun.
Geçen günkü dil anlatım dersinde “işte şimdi yaşıyorum” diye düşündüğümüz anlardan bahsettik ve herkes okulda bulunmaktan, monotonluktan, istediği yerde istediği şeyi yapamayışından dolayı mutsuzdu. İstenen şeyler aslında o kadar basitti ki, halimize acıdım. Oysa süper güçlerimiz olsaydı böyle mi olurdu!? Hı?
Neyse konu nereden nereye geldi.
Kısaca hayat beni küçük bir hulk’a dönüştürecek diye korkuyorum. Keşke her gün böyle rahat geçse ama maalesef geçmiyor.
Git gide istediklerim, olmasını dilediklerim fantezik bir boyuta ulaşıyor. Sanırım cidden nesil olarak böyle bir problemimiz var. Ya da ben ve arkadaş çevrem böyle, bilemiyorum.
Esen kalın.
Boğazlarım acıyor ve sesim kısıldı.
Büyük bir umutla, belki düzelir diye 1 saat süresince konuşmadım ama ı-ıh, hayır, tık yok.
Aksine sesim hem ince hem de kalın çıkmaya başladı, aynı anda. Artık Ferhat Göçer olmanın ne demek olduğunu öğrenmiş bulunuyorum.
Yine büyük bir umutla bir süre daha konuşmadım ve konuştuğumda sesim Dalek sesi gibi çıkmaya başladı. (Bilmeyenler için Dalek; tık.)
Hemen telefonuma ekstörmineyt! diye bir ses kaydı yaptım, bir daha elime böyle bir fırsat geçmeyebilir malum. Korkutucu derecede iyi oldu.
Şimdi yine konuşmuyorum, bakalım sıradaki ne olacak, sitey in taç.
Şu siteye girin, arkaya aksiyonlu bir müzik açın, f11’e basın ve amaçsızca klavyenizi deşin.
Çok eğlenceli, günlerdir yapıyorum.
Not: 2 kere capslock’a basınca access denied, alt’a basınca access granted diyor.
Hadi sizde oturun bununla eğlenin.
Eskisi kadar bu bloguma girmesem de kapatmam. Sonuçta hayatıma dair bir şeyler yazdım buraya, değişimimi geriye dönüp bakınca görüyorum, gerizekalılıklarım dahil. Kapatırsam üzülürüm ya hahjklsdhg. Url değiştirmeyi planlıyordum, bir türlü yapmadım, üstelik url’mi de sevmiyorum. Değiştirirsem merhaba ben çiskekim tarzı post atarım, anlarsın.
Neyse kısacası sağol genç, mutlu oldum.
2 gündür evde badana var ve İŞKENCE GİBİ.
İlk gün eve geldiğimde basacak yer bulamadım. Giyecek desen, eline geçirdiğini giyiyorsun mecburen.
Salonumuz yok olmuştu. Bütün eşyalar ortada toplanmış, üstlerine poşet geçirilmiş ve modem, televizyon sökülmüştü.
Televizyonu yatağıma yatırdıkları için sandalyede mahsur kaldım saatlerce. Modemi yeniden takmam ve sandalyede takılmam gerekti. İnsanın poposu bir yerden sonra yumuşaklık arıyor.
İnternet, koltuk, ışık olduğu sürece yaşarım ben, o kısım sorun değil de, evde perdeler yok. PERDELER.
Salondaki hayvani camlardan biri yan apartmana bakıyor. Perdeler açıksa televizyonlarını falan görebiliyorsun.
Şu an ışık açık ve arkamı cama dönmüş şekilde oturuyorum. Çok rahat ekranımı görüyorlardır. İzleniyormuşum gibi hissediyorum lan. Şahsen ben birinin ekranını görsem gözetlerdim hahajkldsklg.
Bir de; bir dönem “oheaaa cidden çok yakışıklıymış hihohohohohihihhohhoho” diye ergen triplerine girdiğimiz insanı bugün televizyonda gördüm. Telefonda konuşurken kafamı bir çevirdim, reklamda oynuyor. HA NE!? BEYNİM BANA OYUN MU OYNUYOR Kİ!? diye küçük çaplı bir şok geçirdim. Hey gidi günler hey.


